Tiffany, arabanın dar koltuğunda otururken etrafındaki sıcak ve boğucu hava, içinde yükselen ateşi bastıramıyordu. Yol uzun, ama onun içindeki istek daha da uzundu; her an kendini sileceği o anı bekliyordu. Yanındaki adamın eli yavaşça tenine değdiğinde, Tiffany’nin derisi ürperdi; o dokunuşun altında saklı bir tehdit vardı, hırçın ve kontrolsüz. Araba sarsılırken, nefesi kesiliyor, kalbi göğsünden fırlayacak zannıyla hızlanıyordu.
Adamın elini amcığının üzerine kaydırdığında, Tiffany dişlerini sıktı; bunu istediğini biliyor ama ayakları yerden kesilmek üzereydi. Parmaklar acımasızca oyuna başladı; amcığını esnetirken yüzüne yayılan bu sert zevk onu aklını yitirecek kadar delirtti. Ağzını açtı, karnından düşük ama derin inlemeler dökülüyordu. “Sikiş istiyorum,” diye fısıldadı solgun dudaklarından; buna karşılık adam daha da azdırsın diye cebinden sertçe çekiverdi eteğini.
Arka planda yolun kıvrımlarıyla ritim bulan bedenler birbirine karıştı. Adamın kaba hareketleri Tiffany’nin çığlıklarını boğarken, içine aldığı her kökleyişte sesi çözüldü. Amcığı parmaklarının arasında ezildi, ağzına doldu terli sakso ve ısırık izleriyle bezendi. O an geldiğinde adam derin ve sert bir dayama yaptı; Tiffany’nin altına vuran bu vurgu bedenini sardı ve tüm iradesini kırıp geçti. Hırçın nefes alışları arasında “Daha sıkı kökle” diyebildi sadece.
Sonunda ikisi de zirveye vardılar, arabanın dar alanında taşan bu yasak tutku dillerde kahkahaya dönüştü. Tiffany yorgun ama tatmin olmuş bir halde başını yasladı camda yansıyan bulanık görüntüye; burada ve şimdi yaşanan şehvet hiçbir şeyle kıyaslanamazdı. Yok artık kontrol; sadece dayanılmaz bir köklemenin çıkardığı delice inilti kaldı geriye…